
2011'de Mısır'daki eylemleri arkaplanına alan The Nile Hilton Incident, cinayet masa komiseri Noredin'in Kahire'de bir otelde işlenen cinayetin üzerine gidişine odaklanıyor. Kabaca ve açıkçası biraz da kolaya kaçarak ifade edecek olursak Amerikan kara film janrasından çıkma bir hikayeye formülleşen Avrupai festival sineması bakışıyla yaklaşıyor Tarık Saleh. Bu farklı hikaye anlatıcılık fikirlerinin sentezi elbette karakterlerin derinliği ve gerçekçilik anlamında bazı sorunlara da neden oluyor. Özellikle karakter ve memleket temsilinde Mısır'a yönelik biraz fazla indirgemeci ve hatta zaman zaman kültürel anlamda bir nevi akbabalığa kaçan virajları almakta zorlandığını söyleyebiliriz Esrarengiz Cinayet'in. Burada elbette Saleh'in sorumluluğu olduğu kadar 'merkezi' ülkelerin dışında geçen hikayelerin yalnızca yerel hikayeler olarak anlaşılıp içerdiği evrensel sorguların gözardı ediliyor olmasının da biraz etkisi var.

Türkiye sineması ya da televizyonundaki polisiye işlerin geçerliliğinin, güncel siyasetin taraflarına ya da temalarına nasıl bir samimiyetle yaklaştığı veya polisiye hikayelerin içkin siyasi boyutundan ne yolla kaçtığına bağlı olduğu zaman zaman tekrarladığım bir kanaat. Esrarengiz Cinayetse hikayenin çözüm evresini arkaplana aldığı eylemlere dair bir yoruma dönüştürerek bu siyasi boyutu kucaklıyor. Bu anlamda cinayet soruşturması, cinayetin gerçekleştiği yer ve topluma dair bir şeyleri anlamının aracısı oluyor ve bu anlamda da muhtemelen ilham aldığı örneklerin aksine daha cesur denilebilir. Zira cinayetin etrafındaki karakterler, filmin eleştirisinin odağı olmaktan ziyade bizi genel ilişkiler ağına ve dolayısıyla da bu karakterleri ortaya çıkaran siyasi ve toplumsal yapılara yönlendiriyor. Sözgelimi, rüşvet yalnızca birkaç memurun bulaştığı ya da herkes bulaşsa da birkaç yöneticinin ağıyla dönen bir yolsuzluk vakası olarak ele alınmaktan ziyade bizatihi sistemin temelinde olan bir yönetme mekanizması olarak görünüyor. Bu elbette filmin janr egzersizini ilgi çekici bir boyuta geçirse de, diğer yandan problemleri yalnızca yerel sistemlere bağlaması da kültürel anlamda akbabalığa kaçıyor dediğim sorunu ortaya çıkarıyor.

Esrarengiz Cinayet, bu anlamda, gerçekçiliği oranında hikayesine şekil vermek için kullandığı janr motifleri sebebiyle enteresan bir film. Dedektif hikayesini yalnızca basit bir bulmaca çözmeye indirmediği gibi polisiye odağı ilgi çekici kılan şeyin bir düzen ve güvenlik güzellemesi yapmaktan çok toplumun işleyişini devam ettiren ekonomik ve siyasi ağların çirkinliğine kamerayı çeviriyor. Bunu yaparken, ilham aldığı filmlerin aksine yerel yaşama dair gösterdiği en ilginç şeyse kaosun ve onu sahiplenmenin getirdiği ağır başlılık. Zira film çok boyutlu karakterler etrafında dönmüyor olsa da, cinayet soruşturması hayli formülleşmiş türev bir hikayeyi konu ediniyor olsa da, bu soruşturma aracılığıyla öne çıkan ilişkiler ağını, karakterlerin pozisyonlanmasını, bireyin doğru kararları kadar birey olup yanlış kararları kadar bir yığın içerisinde kendini kaybedişini gösterişiyle, kaotik kent odağının naif janr hikayeciliği motiflerine nasıl evrim geçirebildiğini gösteriyor.
Comments
Post a Comment